Yıllarca kocam bana yalvardı: “Ayşe, ne olur bana söz ver…

Yıllarca kocam bana yalvardı: “Ayşe, ne olur bana söz ver… garaja asla girmeyeceksin.” Sessiz bir öğleden sonra o sözü bozdum. Ve evliliğimiz boyunca sakladığı sırrı ortaya çıkardım.
Mehmet yıllarca bana aynı şeyi söyledi:
“Ayşe, ne olur bana söz ver… garaja asla girmeyeceksin.”

Bunu söylerken sesinde bir sertlik değil, bir ricadan çok bir korku olurdu. Garaj onun “atölyesi”ydi. Kapısı hep kilitli değildi ama sanki görünmez bir çizgi vardı; o çizginin öbür tarafı sadece Mehmet’e aitti. Ben de saygı duydum. Evlilik dediğin biraz da sınır bilmekti.

Mehmet’le neredeyse altmış yılımızı yan yana geçirdik. Lisede tanışmış, sonra aynı tekstil fabrikasında çalışmıştık. Birlikte alın teri döktük, kirayı denkleştirdik, çocukları büyüttük. Dört çocuk… yedi torun… bayram sabahları kapı çalındığında evin bir anda şenlenmesi… Mis gibi kolonya, taze börek kokusu, kahkahalar. Her gece aynı ritüelle bitirdiğimiz günler: yastığa başımızı koymadan önce “Seni seviyorum.”

Herkes bize “ayrılmaz ikili” derdi.

Son yıllarda bende bir şeyler değişmeye başlamıştı. Gözlüğümü bir koyar, bir daha bulamazdım. Ocağın altını açık unuttuğum oldu. Aynı hikâyeyi aynı misafire iki kez anlatırken kendimi yakaladım. Mehmet hiçbir zaman “Yine mi unuttun?” demedi. Sadece daha dikkatli oldu. Ben fark etmeden çaydanlığı ocağın üstünden aldı, anahtarımı cebime koydu, randevuları duvara yazdı. Sanki beni incitmeden hayatı biraz daha yumuşatmaya çalışıyordu.

Ama tek bir kuralı vardı: Garaj.
DEVAMI DİĞER SAYFADA 
Reklamlar