Benim adım Ceren. Otuz dört yaşındayım ve şehrin eski mahallelerinden birinde, tek katlı küçük bir evde tek başıma yaşıyorum. Dört yıl boyunca yan evimde oturan Suna Hanım’a baktım. O artık hayatta değil. Ama ölümünden sonra kapımı çalan polisler, geride bıraktığı şeylerin sandığımdan çok daha ağır olduğunu gösterdi.
Suna Hanım’la ilk tanıştığım günü hatırlıyorum. İnce yapılı, saçları tamamen beyazlamış ama gözleri hâlâ capcanlı bir kadındı. Eşi yıllar önce vefat etmiş, çocuğu olmamıştı. Bir akşamüstü kapımı çalıp “Kızım, ampulü değiştirebilir misin?” diye sormuştu. O gün başlayan yardım etme hali zamanla bir sorumluluğa dönüştü. Önce alışverişine yardım ettim, sonra yemeklerini yapmaya başladım. Dizleri ilerledikçe tutmaz oldu; baston yetmedi, koluma girdi. En sonunda doktoru düzenli bakıma ihtiyacı olduğunu söyledi. O günden sonra ben onun sadece komşusu değil, neredeyse ailesi oldum.DEVAMI DİĞER SAYFADA


