Cenaze günü konuşmamı titreyen ellerle okudu. Üç kez yeniden yazmıştım. Babamın dürüstlüğünü, emeğini, sabrini anlattım. Ama en çok da tutkuyla bağlı olduğu şeyden söz ettim: koyu lacivert 1974 model Murat 124'ünden.
O araba babası için yalnızca bir araç değildi. Dedem onu sıfırlamıştı. Babamın gençliğinde askere giderken, annemi ilk kez o arabayla gezmeye çıkarmıştı. Yıllar boyunca maaşından artırdığı her kuruşla aracını restore etti. Motorunu kendi elleriyle söküp takar, kaportasını perdahlayıp boyardı. “Bu araba bizim aile tarihimiz,” derdi.
Nermin ise arabadan nefret ederdi. “Hurda yığını” derdini küçümseyerek. “Satıp parasını değerlendirelim.”
Cenaze bittiğinde mezarlıktan çıkıp otoparka doğru yürüdüm. Tam o sırada bir çekicinin uzaklaştığını gördüm. Üzerinde lacivert Murat 124 vardı.
Dünyam bir kez daha yıkıldı.
Yol boyunca Nermin'i gördüm. Elinde kalın bir zarf vardı; dosya çantasına sıkıştırılmıştı.
"Nermin! Ne yaptın sen?" diye bağırdım.
Soğukkanlı bir ifadeyle omuz silkti. "Sattım. 200 bin liraya verdim. Bana güvence olacak. Ben eşini kaybetmiş bir kadınım."