Sessiz olun ya da başka yere geçin!” diye bağırdı bir yolcu uçakta bize… Ama birkaç dakika sonra hostes annemin biletini görünce yüzünün rengi değişti.
Annem, kabin görevlisinin yüzündeki şaşkın ifadeyi görünce bana dönüp hafifçe gülümsedi.
"Bir yanlışlık olmuştur," diye fısıldadı.
Ben de öyle olmasını umuyordum.
Fakat birkaç saniye sonra kokpit kapısı açıldı.
Kaptan, yardımcı pilotla birlikte dışarı çıktı.
Kabin görevlisi annemin biletini uzattı.
Kaptan karta baktığı anda yüzü ciddileşti.
Sonra anneme yaklaşıp eğildi.
"Affedersiniz... Adınız Nermin Yılmaz mı?" diye sordu.
Annem şaşkınlıkla başını salladı.
"Evet, benim."
Kaptanın yüzündeki gergin ifade bir anda yumuşadı.
"İnanamıyorum..." dedi.
"Yıllardır sizi arıyordum."
Uçaktaki herkes birbirine bakıyordu.
Az önce bize bağıran adam bile merakla yerinden doğrulmuştu.
Ben ise hiçbir şey anlamıyordum.
"Kusura bakmayın," dedim.
"Bir yanlış anlaşılma mı var?"
Kaptan derin bir nefes aldı.
"Hayır."
"Tam aksine..."
"Hayatımın en büyük borcunu ödemek için yıllardır böyle bir günü bekliyordum."
Annem şaşkınlıkla gözlerini kırpıştırdı.
"Beni tanıyor musunuz?"
Kaptan hafifçe gülümsedi.
"Belki siz beni hatırlamıyorsunuz."
"Ama ben sizi hiç unutmadım."
Kabindeki sessizlik daha da arttı.
Kaptan konuşmaya devam etti.
"Yirmi sekiz yıl önce küçük bir çocuktum."
"Babamı trafik kazasında kaybetmiştim."
"Annem ise ağır yaralıydı."
"Hastanede günlerce yaşam mücadelesi verdi."
"Bizim hiçbir akrabamız yoktu."
"O günlerde hastanede hemşire olarak çalışan biri vardı."
"Her nöbetinde annemin başından ayrılmazdı."
"Bana yemek getirirdi."
"Okul masraflarım için gizlice para bırakırdı."
"Kimseye de bunu anlatmazdı."
Annem şaşkınlıkla elini ağzına götürdü.
"Sen..."
"Evet."
"Ben o küçük çocuğum."
Ben anneme baktım.
Gözleri dolmuştu.
"Ben bunları görevim olduğu için yaptım."
Kaptan başını iki yana salladı....

