Dövmenin ardındaki gerçek ise onu adeta nefessiz bırakır.


Elif Hanım’ın kulakları uğuldadı. “Adı ne?” diye sordu, nefesini tutarak.

“Zehra,” dedi genç. “Ama küçükken başka bir adı varmış. Bize öyle söylendi.”

Elif Hanım’ın gözleri doldu. “Örgülü saçlarını hiç kesmek istemezdi,” diye fısıldadı. “Denizi çok severdi… Ama derin sudan korkardı.”

Genç adamın yüzündeki ifade değişti. “Siz… nereden biliyorsunuz?”

Elif Hanım titreyen ellerle tezgâhın altından eski, yıpranmış bir fotoğraf çıkardı. Zeynep’in onuncu yaş gününde çekilmiş bir kare. Aynı elbise. Aynı gülüş.

Genç adam fotoğrafa baktı. Rengi attı.

“Bu… bu imkânsız,” dedi. “Onu biz sekiz yıl önce İzmir’de bir bakımevinden aldık. Kimliği yoktu. Travma geçirmişti. Denizden korkuyordu. İsmini hatırlamıyordu.”

Elif Hanım’ın gözyaşları artık saklanamıyordu. “O benim kızım,” dedi. “Zeynep.”

Genç adam hemen telefonuna sarıldı. Bir numara çevirdi. “Ablamı buraya getirebilir misiniz?” dedi titrek bir sesle.

Yarım saat sonra minibüs yeniden dükkânın önünde durdu.

Kapıdan içeri genç bir kadın girdi.

Elif Hanım dünyayı unuttu.

Sekiz yıl büyümüş haliydi. Yüz hatları olgunlaşmıştı ama gözleri… o gözler aynıydı devamı icin sonrki syfaya gecinz...



Genç kadın Elif Hanım’a baktı. Uzun uzun. Sanki zihninin derinliklerinde bir kapı aralanıyordu.

“Ben… sizi tanıyor muyum?” dedi yavaşça.

Elif Hanım bir adım yaklaştı. “Sen Zeynep’sin,” dedi. “Ben annenim.”

Genç kadının gözleri doldu. Başını tuttu. “Ben küçükken… sarı bir elbisem vardı,” dedi fısıltıyla. “Bir de… deniz kenarında kayboldum.”

O an her şey yerine oturdu.

Meğer Zeynep kaçırılmış, ancak günler sonra bir şekilde kaçmayı başarmıştı. Travma geçirmiş, hafızasının bir kısmını kaybetmişti. Resmî kaydı olmadığı için bir bakımevine verilmiş, oradan da iyi niyetli bir aile tarafından evlat edinilmişti.

Elif Hanım kızına sarıldığında, sekiz yılın acısı bir anlığına sustu.

Ama hayatın tuhaf bir adaleti vardı.

Zeynep artık Zehra olmuştu. Onu büyüten bir ailesi, kurduğu bir hayatı vardı. Elif Hanım bunu gördü.

Gözyaşlarını silerek geri çekildi.

“Ben seni bulmak için yaşadım,” dedi. “Ama seni yeniden kaybetmek için değil. Mutluysan… ben de mutluyum.”

Zeynep —ya da Zehra— annesine sarıldı. “Benim iki annem varmış,” dedi. “Ama kalbimdeki boşluk bugün doldu.”

O gün kimse geçmişi geri alamadı. Ama yarım kalan bir hikâye tamamlandı.

Elif Hanım akşam dükkânın kepengini indirirken gökyüzüne baktı.

Sekiz yıl sonra ilk kez içi huzur doluydu.

Çünkü umut, gerçekten de kaybolmazdı. Sadece bazen yolunu bulması zaman alırdı.

Reklamlar