Hasan’ın sesi güçlükle çıktı:
“Ağa… kızım çok genç.”Mahmut Ağa’nın bakışları sertleşti:
“Gençlik geçer Hasan, açlık kalır.”
O gece evde kimse uyuyamadı. Zeynep sessizce ağladı, Ayşe karanlık tavana bakarak sabaha kadar düşündü. Hasan ise avluda bir ileri bir geri yürüdü. Ertesi gün alacaklılar kapıya dayandı. Ahırdaki son keçi de götürüldü. Açlık, vicdanın önüne geçti.Üç gün sonra Hasan, başını öne eğerek “kabul” dedi.
Köyde düğün hazırlıkları başladı ama bu düğün neşe taşımıyordu. Kadınlar Ayşe’ye acıyarak bakıyor, erkekler gözlerini kaçırıyordu. Kimse açıkça konuşamıyordu çünkü karşılarında gücü, parayı ve korkuyu temsil eden bir ağa vardı.
Ayşe’nin iç dünyasını anlayan tek kişi çocukluk arkadaşı Ali’ydi. Fakirdi ama onurluydu. Aralarında hiç söylenmemiş ama her bakışta hissedilen bir sevda vardı. Düğün yaklaştıkça Ali’nin sessizliği daha da ağırlaştı.Bir gece incir ağacının altında buluştular.
“Ayşe,” dedi Ali kısık sesle, “bu evlilik seni bitirir. Kaçalım.”
Ayşe gözlerini kaçırdı:
“Kaçarsak babam ne olur? Annem ne olur? Ağa bizi rahat bırakır mı sanıyorsun?”