27 yıl önce annemle birlikte toprağa verdiğim kolyeyi boynunda gördüm dünyam yıkıldı.

Oğlum nişanlısını akşam yemeği için eve getirdiği gece, geçmişim kapımı çaldı.

Yıllardır bu kadar gerildiğimi hatırlamıyorum. Furkan haftalardır Sedef’ten bahsediyordu. “Anne, onu çok seveceksin,” diyordu. Sesindeki kararlılığı hissediyordum. Bu, gelip geçici bir heves değildi. Bu defa ciddiydi. Ben de o ciddiyete yakışır bir akşam hazırlamak istemiştim.

Öğleden sonra mutfağa kapanmıştım. Fırında nar gibi kızaran tavuk, tereyağlı pilav, zeytinyağlı yaprak sarma… Ve annemin tarif defterinden yaptığım limonlu tart. Ev mis gibi kokuyordu. Sofrayı en güzel örtümle kurdum. Gümüş çatal bıçakları çıkardım. İçimde tuhaf bir heyecan vardı; hem oğlumu kaybediyormuşum gibi bir hüzün, hem de onun mutluluğunu görecek olmanın huzuru.

Kapı çaldığında kalbim göğsümden çıkacak gibiydi.

Furkan içeri girdi, yüzü ışıl ışıldı. Ardından Sedef adım attı. Zarif, sade giyimli, gözleri dikkatli bakan bir genç kadındı. Önce oğluma sarıldım, sonra ona. Eli sıcaktı.DEVAMI DİĞER SAYFADA 

Reklamlar